Son günlerde dünya gündeminin önemli maddelerinden biri, ABD ve İsrail'in İran’a yönelik ortak askeri operasyon planları oldu. Bu durum, sadece Orta Doğu'daki dengeleri değil, global siyasi atmosferi de etkileyecek kadar kritik bir gelişme. Peki, bu aşamaya nasıl gelindi? 2021 yılı itibarıyla yükselen gerilimler, artan nükleer tehditler ve bölgesel güç mücadeleleri, İran konusunda ABD ile İsrail arasında daha yakın bir stratejik iş birliğine giden yolu açtı. Şimdi, uluslararası ilişkilerde derin etkiler yaratabilecek bu sürecin detaylarını inceleyelim.
ABD ve İsrail arasındaki ilişkiler, tarihsel olarak güçlü bir ittifaka dayanıyor. Ancak özellikle son yıllarda, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki etkisi, iki ülke arasında yeni bir strateji geliştirilmesine neden oldu. 2015’te imzalanan nükleer anlaşma sonrasında, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine tekrar başlaması, iki ülkenin güvenlik endişelerini artırmıştı. Bu durum, ABD’nin Obama yönetiminde başlayan İran politikalarının değişmesine ve Trump döneminde İran’a karşı sert yaptırımların uygulanmasına zemin hazırladı. İki ülke, İran’ın nükleer silah geliştirmesinin önüne geçmek amacıyla askeri ve istihbari ortaklıklarını güçlendirmeye yöneldi.
İsrail, İran’ın nükleer silah edinme çabalarını ulusal güvenlik tehdidi olarak görerek, bu konudaki hassasiyetini her platformda dile getirdi. ABD ise bu yaklaşımı destekleyerek, İsrail’in güvenliğini artırmak amacıyla çeşitli askeri donanımlar ve maddi yardım sağlamaya devam etti. Bu ortak hedefler, her iki ülkenin de İran’a yönelik gerçekleştirdiği operasyonel faaliyetlerde iş birliğine gitmelerini gerektirdi. 2023 yılı içerisinde yapılan istihbarat paylaşımları ve ortak askeri tatbikatlar, bu iş birliğinin somut örnekleri olarak değerlendirildi.
ABD ve İsrail, uluslararası siyasette etkili olabilmek ve İran’a yönelik stratejilerini daha da güçlendirmek amacıyla üst düzey görüşmelere devam ediyor. Bu görüşmeler, bölgesel istikrarın korunması için hayati önem taşıyor. Ancak, İran’ın karşılıklı olarak açıklamalar yaptığına ve iş birlikleri kurmaya çalıştığına şahit oluyoruz. Tahran, baskılara boyun eğmeyeceğini belirterek, kendi nükleer programını ve askeri kapasitesini artırma yolunda adımlar atmaktan çekinmedi. İşte tam da bu noktada, ABD ve İsrail’in nasıl bir strateji izleyeceği büyük merak konusu. Görüşmelerin sonucunda iki ülke, İran'a karşı etkin bir strateji geliştirip geliştiremeyecek? Yoksa gerilimler daha da tırmanacak mı?
Öte yandan, İran ile yapılan bu temaslar, Orta Doğu’daki diğer ülkeler açısından da dikkat çekici bir tablo oluşturuyor. Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin, ABD ve İsrail’in bu operasyonları karşısındaki tutumları, bölgesel dinamikleri yeniden şekillendirebilir. Özellikle son yıllarda Arap-İsrail ilişkilerinin normalleşmeye başlaması, bu ülkelerin ABD ve İsrail’le iş birliği yapma ihtimalini artırıyor. İran’a karşı alınacak ortak önlemler, bölgenin jeopolitik dengesini etkileyebilir.
Sonuç olarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları, sadece iki ülke arasındaki ilişkiyi değil, dünya genelinde birçok dengeyi değiştirebilecek güçte. Gelecek günlerde bu konudaki gelişmeleri izlemek ve bu operasyona nasıl bir karşılık verileceğini görmek oldukça önemli olacak. Bütün gözler, ABD ve İsrail’in alacağı kararlar üzerinde toplanmışken; İran’ın da bu süreçte nasıl bir tutum sergileyeceği, Orta Doğu’daki dinamiklerin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynayacak.